« Önceki |

18/9/2007

ben de yazdım...

   

            

 

 

 

Dokunduğum kalemde bıraktığım hüzün

beni yaz diyor..

Dilimde acı tütün tadı/

Koynumda sür-git bir ihtilal

Taşralı bir çocuk gülümseyişi yüzümde asılı

düştü düşecek

çocukluğum;yonca yaprakları arasından gözlerimi kamaştıran o ışık..

ikindi vakitlerine ayarlı;o kırılgan duruşlar..

dokunsan ağlardım ya..

binlerce  çocuk-gözyaşlarıyla..

birikmezdi bunca hüzün ağlama kanallarımda..

İnsan çocukluktan artakalan hüznü yaşar

hayatının geri kalanında

ömrün patikasında büyür..

çamurlanır paçaları..

ama o hüzün hep çocuktur..

annesini çağırır ağrısına

artık altmışında baston-lu bir ihtiyar bile olsa..

ilk annesini..

hep şefkate muhtaç o aciz savunmasız çocuk..

  Dokunduğum yerde bir hüzün beni yaz diyor..

kırılgan bir kalp-tim ben..

kanadına dokunsan,ansızın düşüp ölecek bir kelebek..

bahçemde armut,bahçemde kiraz

gider adımı yazardım yadigar bir çakıyla..

gövdesine karnına bir ağacın..

hüznü yazardım..hüzün yazardım..

Atiden yarım bir tebessüm..ama dokunan içe..--------

sızar bir hüzün kenarından ipince.

adım bir ağaç gövdesinde büyür müydü ben büyüdüğümde de..

 

yıllar birer yaprak gibi döküldü sonra dallarımdan..

Zaman kamçılamış atlarını..

geçmişim,geçilecek köprülerden..

Sur kapılarından,pamuk ovalarından,kıyısında ölümün saklandığı geçitlerden..

zaman ağlamış beni..

Zaman susmuş beni..

emzirmiş beni zaman,anne gibi..aşk gibi .sıcak bir yuva gibi :

sarmış beni..

geçmişim..

köprüden taşlar düşmüş..

sular akmış diplerden..kudurmuş coşkudan kimileyin,

çatlamış sabrın taşları,yontula yontula unufak..

sarı bir toprak,humus..

kimileyin sönmüş bu volkan sanmışım..

yanılmışım..

küçük kanlı bir kıvılcımda harlanmışım..

Köprü altında çocuk oyunları,

sevinç içinde koştuğum kırlar..

köprü altlarında kanayan zaman..

Esrar ve bilmece...

Söyleyin kim böler uykularımı..

kimindir bu omzumdaki el..

düşümdeki perde..kim..

uyan der bu bir masal der..bitmeli..

masalmış...

bilmiyordum sanki masal olduğunu..

gerçek hangisidir,hayal ne yandadır..

bilmiyor muydum,

ağlamaları kesik,

gülüşleri yarım

bu uyduruk senaryoda kendime bir yer bulmayı..

bilmiyor  muydum sanki..

Yanıldınız hiç uyanmadım..

Hiç bir el alıkoymadı beni bu masaldan..

Seviyorum ben bu masalı..

Biliyorum gidip dokunsam şu çınara

ağla!diyecek

içimdeki hüznü yaz diyecek..

susmuş bir çığlığım ben..

Kerbela da Hüseyin im..

beni yaz diyecek..

Ki unutmasın seleflerim

İhanetin çemberinde kalbime saplanmış bu hançeri..

unutmasınlar..

unutmasınlar belanın göğsümde açtığı oyuklara baktığımda

Yaram!

kanıyorsun

derinsin..ama benimsin..

Yeryüzünde insan bedeninde açılmış en kutlu kanlı çukursun...

seni nasıl sevmem ki..

haydi ak şimdi

ak akabildiğince...

canımdan..

kanımla ak beni..

Ki bilsin çağımın ardında duran o soylu neslin çocukları..

Adalet!Adalet!

bir bayrak gibi dalgalanıyor_____________

 

öyleyse ey bela

gel nereden gelirsen..

dalgalan sende ey kanlı sancak ne yandan dalgalanırsan..

şimdi anladın mı

ey suskunluğumun dalgın voltaları..

bastıramadığım isyan..

kıpırdayan siyah perde..

nehrin içinde yüzen herhangi bir balıkken

ya da gökte uçan herhangi bir kuşken

bela mermisinin neden hep yüreğime saplandığını

Köprüaltından geçip gitti kanlı nehirler..

kana bulanmş oyuncaklar..

içi sırla dolu ağzı mühürlü küpler...

geçip gitti..

  Gidip çocukluğuma sığındım..

uzak bir coğrafyada kalmış

sessiz ve lirik bir kasaba..

sokakları taştı...

duvarlarla örülmüştü evler..

ve tahtadan kapılar..

numara 14 tü..

çaldım kapıyı..

belki annem çıkardı ya...

ellerim küçük,pabuçlarım eski,yüzüm çocuk olsaydı ..

Açlıdı kapı...

yüzü, yüzün olsaydı annem!

duraksadım..

ben ben ben...

bu çocukluğumun evidir..

girebilir miyim..

Dolaşmama izniniz var mı bahçede..

---Tabii ki elbette

 Kurumuş nar,kurumuş kiraz.

elma hastaydı buraları terkettiğimde

Dokundum gövdesine.

yarıklar..

Uzak-gurbetlerde geçirdiğim upuzun yıllar..

baktım bir yarık,beş harf o yadigar çakımla kazdığım...

Bin çocuk yılı evvel..

Dokundum..

                   zaman...

dokundum....

                        hüzün...

dokundum..

                       çarmıh...

              çıldırdım.

Taştı hüznüm,gözlerimden...

ırmak olup..

Beni yaz dedi..

Ben de yazdım..

01.10.2006/03:05/Arapzade/Bursa

7/4/2007

çek-git başımdan,defol git!

                           

            

             

 

 

Gözlerim!

gözlerim,kamaşıyor..
unuttuğum bu şey;parıltı..
bu sığ-lık,

bu sağır orkestra
bu dilsiz nutuk..
körelmiş hissim..

kör bakmışım bunca gün..
bakmışım kör..

susmuşum mezar..

cinnet ve nefret
koynumdaki ikiz..
ve it sürüleri
çarpık bacaklı  çakallar cemaati..
kirli ağızlarını kıyısından

kanı sızıyor sevgili Promethe nin..
ah!kör olmak ne kötüdür diyorsun..
kör olmasam,görsem,duysam
nasıl iyileşirim ki..
nasıl..
fakat bastıramıyorum ki içimdeki deliliği..
tufanlara meyyal
isyanlara müptela benliğim-i-..
başkaldırıyorum..başş..
içimdeki soylu çocuk
su koyuveriyor bu polyanna oyununa..
ağız dolusu küfretmek
tetiğe dokunmak ard arda;

bağıra bağıra..
evet isyan demek geçiyor içimden..
evet isyan...

 

lince durmuş bir kalabalığın tam ortasında

patlatıvermek kalbimi,

saatli bir bomba gibi..

tramvayların kamyonların

önüne durmak

çiğneneceğini,parçalanacağını bile bile..

evet isyan demek..

ki ruhum ıslansın Merih yağmuruyla..

ki içimdeki kuşku

acı çekip ölsün diye;

yoluma ışık tutan yüce bilgi ile

 

sus!... sus!...

Duymasın kimseler

yüzü maskeli bu cerrah

oymaya gelmiş göğsümü

bölüştürüp azalarımı

başkasına takacak kalbimi.

çektiğim bu acıyı bildiği için..

belki iyilik,belki kötülük için..

 

fakat kalbim:

-senin göğsünde atmaktır yaşamak-diyor..

kalbim!kalbim!

çekil git başımdan

 -gövdemden-

çekil git!

 

yoksa tarih yazacak seni

yüzyılın en acımasız ,kanlı katili!

kalbim!

çek-git başımdan

defol git!  

Milano/Gemlik/02.04.2007/18.35

 

8/2/2007

bir şiire durmuş kalbim...

Şimdi köprüler kurmalısın..

zamandan aşırdığın fotoğraf...

siyah-beyaz yüzler...

Alıngansın..

çok beklemişsin..

gelip gitmiş otobüsler...

Telaşlı yolcular görmüşsün...

bir serüvene durmuş yürekler...

bir umuda toplanmış bavullar..

ayakkabıları parlak...gözleri ışıltılı...yolcular...

ve yolculuklar...

Dargın bakışlarında

mavisi solmuş küskün gözler..

Oysa bilirdim içindeki o aceleci telaşı...

serüvenlere ayarlı kalbini..

bilirdim..

Yürüdüğüm her yerde

baktığım her yüzde benimleydin..

geri dönüp baktığım her an..

karasızlığın boşluğunda,

sallanan benliğin...

saklında büyüttüğün şüphe çiçekleri..

gitmelere ayarlı o mütereddit duruşun..

Dur! nereye gidiyorsun ki böyle alel-acele..

Daha bir şey anlatmadım ki sana..

Henüz yürümedik ki elele yemyeşil bir kıra..

Ne papatya topladık ne de kırçiçeği..

Daha şarkı bile söylemedik elele..

Durup ay-şavkısı bir zamana..

ya da kıyıda kıpkızıl bir günbatımına...

Susmuşsun

konuşmuyorsun

biliyor musun bende konuşmuyordum

sen yokken hiç-kimseyle..

Sana saklıyordum yıllardır..

içime bırakılmış tüm sözcükleri..

kalbime damlamış tüm mısraları..

sana...!

yalnızca sana..

Kaç-zamandır şuramda bir kıpırtı..

bir şiire durmuş sanki göğsüm..

sonsuz ve mavi bir şiire..

A'yla başlıyor şiir..

alfabenin ilk harfi

masmavi bir dünyanın ilk kapısı..

bu şiir içimden geçiyormuş yıllardır..

fakat gelip durmuş işte aort çıkışında..

tıkanmış işte bişeyler..

bir çıksa bir dökülse...

hiç bir şiire benzemeyecek..

hiç bir kitaba sığmayacak..

dağlar sarsılacak,denizler taşacak...

Yeryüzünde bu şiir okunacak...

sanırmısın ki etten kemikten

ve harflerdendir benim kelimelerim..

Ruh-tur onlar,

birer ruh..

sonsuzla sözleşmiş..

işte böyle hayattar bir şiirle yazacağım seni..

hiç silinmeyecek bir mürekkeple

bembeyaz bir zemine...

şimdi ağlıyorsun..

üşümüş ellerin..

yıllardır sokakta kalmış bir çocuğun elleri sanki

gözlerin;

o buğulu

ama umutlu..

gözlerin.

o buğulu

ama sevgili

gözlerin...

şimdi sil artık gözyaşlarını..

arın hüzünlerinden...

bak şu karanlıkları yarıp giden otobüsün penceresinden..

ilerde bir şehir var...

ışıktan...

umuttan...

ve maviden...

bir şehir....

adı mutluluk olan...

ilerde...

bir şehir...

Varan seyahat/5 Kasım 2005

8/2/2007

stigmata...

Loş sokaklarda yürürdü içime
ıslak türküsü varoş çocuklarının..
sabahı iple çeken yalnızlıkları
bir ben bilirim
bir de gritüylü ıslak sokak kedisi...
göğü martısız şehirlerde yitirdim hasretlerimi,
aşk mı; kafdağında sesi kısık bir kanaryadır;
kokmayı gülmeyi unutmuş lal bir begonya....
hüzünler alırım koynuma
hüzünler ki kırmızı şaraba banılmış,
sarı ve savruk...
hüzünler ki; en deli tayları bozkırlarımın,
en karşılıksız notaları ruhumun....
bir yerlerde unutulmuş düşler gibi öksüz
söylenceler taşırım içimin kıvrımlarında...
şimdi durup durup şu sarp dağlara bakmak..
uzakbakışlı bir sevgilinin sözleriyle,
gözleriyle; sevdalanmışlığının
söylencesel şatolarından birinde olmanın ağır vebaliyle bakmak.....
mevsim sonbahardı...
gece yürüyüşümün birinde rastladım O'na
kanadındaki ebruyla dillendi
lal bir masal,
kuyudibindeki zifir gece...
söyleştim O'nunla yepyeni bir alfabeyle..
kelimelerim benzemiyordu hiç bir dile...
şaşırmış olmalıydı filologlar ki dudak büktüler
söylenip durdu biri, homurdandı bir ötekisi..
şaşırtıların yakamozlanmışlığını
kıyıma vurmuş bir martının yarıaçık kederli gözlerinde görmüştüm ilkin....
sonraları uğrağım oldu o devasa keder,
çok sonraları ırmağım...
uykusuzluğumun dilegelmişliği...
suskumun papatyalanışı...
o gündür söyleşip durdum seninle
hep Anzilha da kıstırırdın beni
Dağkapı varoşlarında...
Kadıköy iskelesinde...
ıstasyonlarda,otogarda...
ölmüş bi martının yarıaçıkgözlerinde...
dökülürdü kelimeler dökülürdü şelaler gibi..
hep bir volkanyürek olurdum seninle...
alabildiğine devrik gelirdin
alabildiğine fütursuz...
dilin kuralcı jönleriyle alayadercesine;
gelirdin ve katardın önüne, delifişek mısraları
stigmata yı bilmeyenler anlamazdı ayalarımdaki
şu çivi deliklerini....
anlayamazdı kanayışlarımı,
bağırtılarımın neden böyle yürekparçalarcası çıktığını,
sesimde kopan tufana
desibel barajlarının neden çaresiz kaldığını,
anlamazlardı...
çağın fildişikulelerine taşıdığım
mavi şuleli sözleri anlasalardı eğer;
bilge bir karartının,
kasırgasonrası uysallığını
hayra ya da şerre yormazlardı....
yormazlardı elbet...08.12.2003/21:45/Edessa

26/12/2006

turuncu yapraklar düşüyor gökten...

Turuncu yapraklar düşüyordu gökten..

eprimiş tablolar...

suyunu çekivermiş ansızın bir göl.

oturmuş bir sandal,kumlara..

oturmasa nereye yüzerdi ki..

belki bir-kaç aşık

ya da gençlik günlerinin kıyılarını arayan bir yaşlı..

beni bir şiire götürür müydü bilmem..

Ya sen Asmin.

neden böyle bakıyorsun yüzüme..

hiç bitmeyen bir arayış var gözlerinde..

belli..derin yoculuklardan geliyorsun..

gözlerinde o kahveli telaş..

yanaklarında pembe bir utanç...

ya derininde yatan o sarı ejderha...

kimleri yutmuş kimleri yakacak daha..

Dar vakitlerde gözlerinde oynaşan

bir yanını karanlık vurmuş o mor ışık..

tasavvurunda komplike serüvenler...

yaşasalardı Asmin

o ceninler..

biri sihirbaz olacaktı..

altıparmaklı..

öteki kaniçici bir gladyatör...

morgtaki adamın umrunda bile değil bu tasavvur...

Gassal geçmişine sövüyor

kaynarsuyu başından aşağı dökerken..

biliyor musun gassalın kendine küfrettiğini sanıyor..

musallada yatmasa emin ol ki yedi delik açardı karnında..

şimdi umrunda bile değildi bu küfürler..

Asmin gözleinin altındaki o moruklar da ne..

ve neden morgta yatan adam hiç bişey anlatmıyor sana..

yüzün neden bu kadar tuhaf..

ve neden ansızın değişmiş bişeyler..

bana bakıp ilkbaharı sevdiğini söylüyorsun..

oysa sonbahardayız biz..

ve turuncu yapraklar düşüyor gökten..

bunu bilmiyor morgta yatan adam..

gençliğini arayan yaşlı..

söylesene sende mi bimiyorsun..

işte turuncu yapraklar yağıyor gökten..

söylesene Asmin..

yoksa görmüyor musun..30 kasım 2006/hünkar/bursa