« Önceki |

28/5/2007

bir düş bu!

        


        



Aynı parktayız, farklı  hülyalarda..

Sen gökyüzüne bakıyorsun.oradaki maviye..

Bense karmakarışığım. kimi çim yeşiline ..

Kimi orada mosmor açmış sakalsız tanrı çiçeğine..

İçimde garip bir suskunluk...

Kulaklarımda sevinçli çocuk çığlıkları…

Aralıksızca öten kuş sesleri ve bir tenor ses piyanoya eşlik eden..

Bir düş kurmuşsun;

Japonyalı bir kız çocuğu var,gülümsüyor..

Uzakdoğulu bir içtenlikle..ama çocuk..ama umut..

Keşke benim,benim olsa bu çocuk diyorsun..

Deniz-aşırı,mavi,gözleri ışık ışık bir düş bu..

Bir düş işte..seninleyiz..yemin etmişim bu defa söylemeye..

Yıllardır söyleyemediklerimi..Sensizken ne çok acı çektiğimi;bazı uzak kentlerin içli gurbet türküleri okunan garlarında..içimden seninle konuşup durduğumu uzayıp giden yollarda başımı yasladığım pencere kenarlarında..

Ve sanki beni duyduğunu.

İçinde bir yere dokunduğunu,içimden geçen sözcüklerin..

Sana ait kimsenin girmediği saklı bir odamın olduğunu

Oraya dünyanın tüm renklerini,tüm umutlarını yığdığımı..

bazı sessiz vakitlerde..

Bir düş kurmuşsun..kimse ağlamıyor orda

Kimse konuşmuyor..

Üzerinde en sevdiğim eteğin var..

Hani üstünde minik beyaz papatyalar açmış;lacivertin..

Ve o sevdiğim yarım-gülüş var;yüzünde..

Huzurlu sabahlara uyandığın mutlu bir günün ardında yine huzura uyuduğun bir düş..

Kimsenin acımadığı,ve kimsenin kimseyi acıtmadığı bir düş..

Gözlerin hala kestane-rengi orda da..

Bir düş kurmuşsun işte,benim düşümde ,bir düş..

Bir düş;orada bir parktayız işte..o yarım tebessümün,hülyalı gözlerinle..

Ve dudakların..

hani o sevdiğim sözcüklerin aktığı renkli dünyalar çeşmesi.Dudakların..

Rüzgar saçlarınla oynuyor…

İçimden bir şarkı geçiyor benim…

İçinden bir şarkı geçiyor,senin..

Düş..

Aynı parktayız..uzak hülyalarda..…

Kapıyorum gözlerimi..açıyorum

yoksun..

oysa,biliyorum ki..bir düş bu..

altı üstü bir düş…

fakat Gözlerim!

                                               Neden buğulandınız ki şimdi…
                             27.05.2007/23:30/Soğukkuyu/Bursa

22/4/2007

uykusuzun sayıkladıkları...

                               

 

Bazı geceler bir sancıyla kıvranır durur,ruhum..

Sessiz mi sessiz bir gecedir...

içinde konuşan sese tıkarsın kulağını,nafile!

konuştukça konuşur.. O da yalnızdır.

Sıcak ve içten bir sohbet için kendini parçalar durur..

Susturabildiysen ne ala..

Susturamadıysan sürüp gider bu sessizlik(!)

 Ruhumda boş bir salıncak sallanır durur..

  Arada bir bu sessizliğe pusu kuranlarda olur..Uzaklarda boğazını parçalarca

havlıyan ve her hav-ından sonra  -bana acı,bana acı- diye inleyen bir köpeğin yalnızlığı vurur ruhunu..

-Acımıyorum sana-diyemezsin

 Biri kuyruğuna mı basmış,yoldan geçen bir araba sol bacağını mı ezmiş..

her kim ne yapmışsa bu çığlığı duysun istersin..

   Arada bir susar köpek..duvardaki saat bozar sessizliği..

akrebi ruhunu sokar sanki..

gidilecek bir işin vardır belki..yetişeceğin bir tren belki de..

uyumalısındır..tik tak tik tak;sesleri ruhuna bir balyoz gibi iner..

her tik-tak-ta,zamanın aleyhine işlediği gerçeği içine saplanır durur..

geçmişin keşkeleri koşuşur bir çırpıda yastığına..

tik-tak ve keşke ne kadar da benziyor birbirine..

kimi zaman korkarsın seni bekleyen yarınlarda saklı karanlıktan..

geleceğin ormanında dolaşırken hangi vahşi mahlukun ne yandan çıkıp seni ısıracağı beynini kemirip durur..

Böyle zamanlarda yapılabilecek en iyi davranış gözlerini kapayıp mütevekkil bir edayla karanlığın üzerine üzerine yürümektir..o vahşi mahlukatla içinizdeki sesin kurduğu diyalog çok önemlidir burda.bu diyalog sizi ya apaydın bir selamete ya da içinden çıkılmaz adı çıldırış olan bir labirente taşır..

   köpek susmuşsa bilin ki ona acıyıp yarasını saran ya da  -zavallı köpek çok acıkmışsın sen-deyip dolabındaki dana budundan kopardığı bir parçayı önüne atan bir iyilik babasına rastladığından değildir,emin olun..emin olun ki köpek;artık bağıacak bir sesi kalmadığından oracığa yığılıp kalmış

ihtimal ölmüştür de belki

 Saatin tik-tak melodisi eşliğinde söylediğiniz keşke şarkısı son nakarata vardığında yeni bir sürprizle karşılaşma olasığı her zaman saklıdır..

Bu sürprizi siz seçin..ya dıllop!---dıllop! diye damlayan bir çeşme ya da vız!---vızz!--vızzz'diye uçan kahrolası bir sivrisinektir..boşuna kahretmeyin..

elinize aldığınız her sineksavar yeni bir haşerenin gizli bir geçit bulup odanıza girmesine mani olamayacaktır..boşverip başını yeniden koyarsın yastığa..

başını etrafında dönen her vızıltı ruhunu sokan bir ızdıraptır artık..

kimi gençlik acıları..kimi aldanışlarınız

kimi kotasından bir türlü sıyrılamadığınız alışkanlıklarınız.

belki bir sıla hasreti,belki düşünü kurduğunuz bir sevgili özlemi..ruhunuzu sokar da durur..

 çeşmeden damlayan hiçbir damla,su serpmez içinizdeki bu yangınlara..

alabildiğine büyür bu yangın ve kuşatır her yerinizi..

azar durur içinizdeki hicran yaraları,özgürlük tutkuları ya da bir vuslat özlemi..

keşke-ler neden niçin ne zaman-lı sorular...

  şimdi gündoğuyor burda ..nazlı mı nazlı karşı tepelerden..

dağılır karanlık kuşları..

başlar hayatın o coşkulu şarkısını söylemeye sabah bülbülleri..

ne güzel bir gün

ne güzel bir sabah..

birbir çözülmüştür artık içindeki kördüğümleri..

artık hoş ve ferah bir sabaha gülümsemenin vaktidir..

hatta at yorganı bir kenara..çıkıp yürü deniz kıyısında

ötüşen martıların coşkusuna katıl..

ve doğan günü ilk sen selamla...22.05.2006/05:10/kumla/bursa

2/4/2007

kelimeler...

                                        

                           

     

              

Kelimelerden kurduğum güzel saltanat!

Uçsuz bucaksız düş evreni…

harflerin çıkardığı o zayıf seslerden senfoniye giden ize durmak..pürdikkat!

Ve günlük hayatın lakırdı vakitlerindeki o baygın ve uyuşuk halleri.

Şimdi  kirli sözcüklerle dolu dünya..

ve ben yıllarcası çelişkilerle ne zaman yüzleşsem..

Onlara sığındım..kelimeler o alımlı,davetkar cazibe çiçekleri..

Kelimeler acıtan iyileştiren gülümseten kelimeler..

Kelimeler insanı Tanrıya götüren ve ordan baş aşağı sükut kuyusuna atan tehlikeli oyuncaklar..

Sizi ne çok sevdim..şimdi sığınmıyorum gölgelerinize..

Sığınsam bile ıslatmıyor bu yağmur..özlenen beklenen sevgililer yok..

Varsa da küskünüm..ola ki geleceği tutsa da varsın gelmesin olur mu..

Varsın çok uzağa, daha uzağa, en uzağa; gitsin benden..

Dönüp ben ne demişim demeyeceğim…

yalvarmayı yazmamış Tanrı yazgımın kitabına..

Suskun yalnız ve kederli bile olsam aldanışın tuzağında acı çekerken bulmayacaklar beni..

Çünkü süfli isteklerin yalancı şatosunu, hasırdan bir minderle değiştirdim çok zaman evvel..

Çok zaman evvel düşünmeyi öğretti ilk evvel Tanrı bana..

düşünüp suya kağıttan bir gemi salmayı..

O gemiye bildiğim tüm anlamları yüklemeyi..tıpkı Nuh gibi ..

her ilmin hülasasını taşıyan küçük bir iksiri.

Ve sonra bildiklerimle gerçek dünyayı yüzleştirmeyi..

Ve çelişkiyi..ve o çelişkinin ortasından kendini yeniden yüceltmeyi..

Kendini yeniden var etmeyi..susarak ve bağırarak…

İnzivada yıllar geçirdikten sonra bir gün dışarı çıkmayı..

ve dünyayı karış karış dolaşmayı..

Kalabalıkları yarıp yücelerde bir yere kurulup içinde biriktirdiğin

 o saklı kelimeleri tarihi bir söylev edasıyla okumayı..

Bağıra bağıra..susa susa..söylemeyi ..

Tanrı nın aradığı adamın o tutkulu duruşuyla..

Kelimeler ah! kelimeler

orada bir yerde kurduğumuz güzel imparatorluk…

Korkuyorum size dokunmaktan..02.04.200722:50/Hürriyet

1/4/2007

ansızın..

 

Ansızın sana rastlarım bazen.
Dallarında bahar çiçekleri açmış
bir çaybahçesinin kuytu bir köşesinde..
bir kuş konar dibinde oturduğun çınarın dallarına.
muhabbet desem ona benziyor ötüşü.
ama yalnızca ötüşü..
buldum..kanarya..aylarca kurguladığı özgürlük düşünü bir akşam vakti
dalgınlıkla açık bırakılmış bir pencerden kaçarak
gerçekleştirmiş bir kafes kanaryası.
sarı kanatları var.kendine kapanmış.üşüyor belli ki..
belli ki sahibini özlemiş..
sıcak odasını..tüylerinde dolaşan o anaç ellerini..
ve yalnızca ona fısıldadığı
yalnızlık sözlerini..
özgürlük öteki kuşların anlattığı kadar muhteşem bişey
filan değilmiş yani.özgürlük göklerde,sokaklarda bir başına,amaçsız,
gayesiz,aç ve susuz dolaşmak,atılması muhtemel bir yem parçası için yalvarmakmıış.
özgürlük kuralları konulmuş,sınırları örülmüş bir hayatta,
kuralsız yaşama deneyimlerinin telörgülerde asılı kalmış gönençsiz ve trajik öyküsüymüş.
çünkü artık geri dönülecek bir yuva bile yoktur.dinamitlemişsindir o sıcakyuvaya seni ulaştıracak
tüm geçmiş köprülerini.seni güvenin o salim limanlarına ulaştıracak tüm seferler iptaldir,sonsuza değin.
yeni roller kalmamıştır.Rollerin boş koltukları dolmuştur birbir oturmayı bilmiyenlerle..
ayakta ve aylaktır o beğenmedikleri koltukları
düşünmeden ansızın boşaltanlar..
sonra ansızın sana rastlarım yine..
bir denizkıyısında yalnız başına oturmuş
keder içinde cıgara tüttürüyorken..O eski O kadirşinas,aidiyetlerinin olduğu
emin ve sıcak yeri özlüyorken..
seni getiren o geminin seferlerinin yeniden başlamasını bekliyorken.
oysa gelmiyecek o gemi..
sende biliyorsun..
ne dönülecek mamur bir yurt,
ne sığınılacak sevgiyle dolu bir kalp olmayacak artık geride..
haydi kalk ve ne olur bekleme artık!
git yeni bir yaşam kur kendine..
eskiyi özleyerek geçirme önünde duran yepyeni,ışıl ışıl günleri.
çünki yeni seferler var; bak! ,yeni limanlara..güzel ve umutlu,düşsel serüvenlere..
haydi kalk ve bir bilet al!
topla yalnızlıklarını
topla üşümüşlüklerini
ve o bitmeyen özlemlerini..
ve ardına dönüp bakmadan birkez.
git burdan..
yoksa ansızın gözlerin gelecek aklıma..
kapalı ve
hiç açılmayacakmış gibi kilitli,
gözkapaklarınla..
gözlerin..
ansızın..
23 mart 2004/Gemlik/Bursa

19/2/2007

otogar bekleyişleri...

Bekleyişler...Otogar yalnızlıkları..bekleyenler ve beklenenler..
dünyanın en sırlı insanlarıdır otogar insanları..
öyküleri oldukça zengindir onların..
Bir nesli ötekiyle buluşturan görünmez köprüler vardır orda ve bir neslin ötekinin izini kaybettiği derin bir uçurum; orda.. İnsanlar sigaralarını en derin orda çekerler içlerine..
orada yalnızlıklar,orada saf tutmuş özlemler elele halay çekerler..
duruşlarında efsunlu bir dünyanın bakışlarını barındıran gizem dolu kadınlar ve öyküsü arabesk kayıp insanlar....
Ne zaman uzun yolculukların çağrısına kulak versem,bir kaç saat evvelden giderim otogara..ve her otogara gidende yeniden aşık olurum ben..uzun yol arefelerinde..tarifsiz bir heyecan çarptırır kalbimi..o gizemli,o efsunlu,hiç konuşmayan ama sürekli içlerinde sözcükten vagonlar taşıyan otogar kadınlarına aşık olurum ben..gözleri uzaklara ayarlıdır,onların..
bişeyler fısıldarlar hep,kendilerinden başka hiçkimsenin duymayacağı kısık bir sesle..
işte bakın bu o..
Biletini çıkarıyor cebinden aradabir..
baktığı;otobüsteki koltuk numarası mı yoksa gideceği şehrin adımı,bilinmez ama benim bildiğim şey o kadın birazdan kendini kuşatıp durmakta olan sınırların ötesinde,bu sıkışıp kaldığı havasız ve umutsuz şehrin ötesinde bir dünyanın adıdır o bilette baktığı ad,kurduğu düş,gördüğü hülya..o bilet sanki onu birazdan umutların yeni heyecanların kıyılarına taşıyacaktır..işte çalıştırıyor kaptan büyük bir homurtuyla bu koca mekanik balinayı..birbir sarılıyorlar birbirine eşler dostlar hısım akraba..ve işte kervancının sesi..-haydi! kalmasın noktanokta yolcusu..nasıl davetkar bir isim bu şehrin ismi..oysa kim gitmek istemez ki o adı ...... olan düşşehre..içimden dur demek geçiyor..dur kervancı senin gideceğin o ülkeye gidecek binlerce insan biliyorum ben.hatta gönüllü olarak senin firmanın elçisi olabilirim..yeryüzündeki tüm şehirleri dolaşıp sana hiç tanımadığım binlerce yolcu ,yüzlerce elçi bulabilirim..ama buna yetmezki sabahları şehirlere homurdayarak giren mekanik balinalarındaki koltuklar, düzenlenecek yüzlerce sefer...yetmez be kervancı..
sonra adını bilmediğim o efsunlu kadın;sigarasından son bir yudum daha çekiyor içine ve üflüyor..üflerken gözgöze geliyoruz..utanıp önüme bakyorum..gülümsesem sapık sanacak,gidip ona merhaba desem ya da el sallasam..yo olmaz..otobüs hareket ediyorken koşup ardından :-durun bende geliyorum- diyerek koşup bağırsam..binsem otobüse ve otursam karşı koltuğuna o efsunlu kadının..
--hey bayan desem biliyor musunuz az evvel siz sigara içip uzaklara dalarken size gizlice bakıp aşık oldum ben..ve bırakıp tüm tasarlanmış yolculuklarımı,yolumu bekleyen dostlukları,ugruna hayatımı verdiğim ideaları..size geldim sizinle olmaya..sizinle yaşamaya,ağlamaya sizinle gülmeye ve ölmeye..beraberce..---
yüzüme bakacak o efsunlu kadın.ya ümraniye sapığı sanacak yada çıldırmışın biri..
adımın hiçbir önemi yok bu mevzubahiste..yalnızca bir yolcuydum bir şehirden ötekine..bir düşün ötesine..
ne geldiğim şehirde elsalayan biri ne de gideceğim şehirde kollarını açmış beni özlemle kucaklayacak hiçkimse..birazdan bende gidecektim bu şehirden..ve bir daha rastlamayacaktım peronda önümden geçen kimi küpeli kimi pearcing li kimi cüppeli,.kimi marksist,kimi budist,kimi müslüman,kimi hiçe tapan bu otogar insanlarına..bu bekleyişten bana kalan;o efsunlu kadının sigara içerken uzaklara bakan gözleri ve bir peron duvarına yapıştırılmış yaşlı başı bağlı bir kadının resmi..va altında yazılı şu satır..
---Fatma DURAN -72 yaşında hafızasını yitirmiş bu kadın annemdir..Onu bir gören veye rastlıyan olursa şu aşağıda yazılı telefona bildirmesini minnetle istirham ederim---8 ocak 2006/17:30/Bursa Otogarı..