« Önceki |

21/2/2007

yalnızca bir düş gibi..

Bir yıl daha geçti..

Soldu bir yılın o hep yeşil kalır sandığım yaprakları..

Şimdi içimde bir düğümsün..bir türlü çözemediğim..

Bir sarkı,notalarını unuttuğum..

İçimde bir sürü sen var şimdi..

Hiç-biri ötekine benzemeyen..

Bir sürü sen..

Baksana akıp gidiyor hayat..

Geride kalıyor bugünün dostları..yarının umutları..geride..

Neyi değiştirebilir ki insan,zaman denen helezonda..

Kayboldum..

Bir bakmışım ki bilmediğim bir dünyanın

İçinde hüzünler saklı avlusunda..

Ve biraz evvel bağırtılar,naralar,patlamalarla

Girdiğimiz yeni bir yılın ilk dakikalarında

Ben hiç sevinmedim ki hiçbir yeni yıla..

Gittikçe uzaklaştırdı beni senden o garip rakamlar..

Aynaya baktım 31 yıl

Göğe baktım 3 yıldız..

Hanisin..nerdesin ki..

Bilmiyorum..bilemiyorum ki artık nerde ve ne zaman durmam gerektiğini..

İçimi kavuran bu hüzün..

Damarlarımda dolaşan sana dair bu tutku..

Vuslat,rüyalarını bile yitirdiğim,o renkler cümbüşü gül-ülke..

Bilemiyorum..bilmiyorum ,ne yapmalıyım ki..

Savrulmuş savrulmuşum işte ben sevgili..

Dağılmış düşler istasyonunda sana ait ne bir koku ne bir ses..

Yorgunum şafaklara,yorgunum artık ,seni dolaşmaya…

Nabzımı gittikçe yavaşlatan bu sisli hengameyi silip atmak istiyorum tarihten..

Yakıp kül etmek istiyorum,umutsuzluk ormanındaki o karanlık ahşap evi..

Olmuyor olmuyor yoksun ki..

Yeni bir zaman,yeni bir dünya kuruyorum

Senin renklerine boyuyorum her şeyi..

Maviye ;senin gökyüzün.

Beyaza ;bahçende hep taze duran papatyalar gibi..

Sonra ansızın ürperiyorum.bir bakıyorum;uzanıp daldığım öteki düşlerden bir düş..

 

bitmiyor hasret..dolmuyor boşluk..

Akıp gidiyor dalından düşüp bir ırmağa kapılmış turuncu bir yaprak gibi..

Biraz ilerde kaybediyor kendini

Şimdi susalım olmaz mı..şimdi hemen şu an..unutalım her şeyi..

Ne sana yazdığım mektupları..

ne de senin orda durmuş,bana bakıyorken söylemek istediklerini..

Şimdi bir düş,yalnızca bir düş olalım birbirimiz için…

Akıp gitsin zaman,geçip gitsin yıllar..

Ama bir daha hiçbir yerde hiçbir zaman anmayalım birbirimizi..

Ansızın esen bir rüzgarla birbirini sonsuza dek kaybeden aynı daldaki iki yaprak gibi…

 

ne sen ne de ben..

Bir daha hiçbir zaman hiç-kimselere sormadan yürüyüp gidelim ömrümüzün sonuna açmış o zambakların bahçesine..

Susup gidelim…

Küsüp gidelim..

Ölüp gidelim..

Hiç şiir okumadan..

Hiç şarkı söylemeden henüz..gidelim..

Çünki çok acıyor artık kalbim!1.1.2007/01:25/Arapzade/Bursa

11/2/2007

sessiz olun..sessiz..

Şimdi sisli bir zamanın gecesinden,

bulutlar kaplı bir gökten,

Noel Baba’yı bekleyen çocukların arasından,

sevinç çığlıklarının,sarhoş naralarının,

hüzün dolu feryatların,

havai fişeklerin göğü yalancı ışıklar ve renklerle aydınlattığı bir geceden yazıyorum sana..

 Bu ayrılık bizde hiç iyi durmadı ki..

bak savaşlar oldu yeryüzünde.

Petrol savaşları,Dolar-savaşları özgürlük uğrunaymış tümü..

kimi de özgürlük getireceğini söyleyen tankların üstüne yürüdü,

yine özgürlük için..

sular ne kadar bulanık akıyor öyle değilmi..           

   Eziktiler.Yeryüzünde kimseleri yoktu onların..sahipsizdiler…

Ölüm sıcak bir yuva,salim bir limandı onlar için..

Koşarak güle oynaya gittiler hayallerini o çiçek ülkelerine..

Biz uzaktan ziledik olup bitenleri..

Hala pıtırdayan bir kalbiniz varsa ağladı onlar için..

Burkuldu,incindi bir şeyler içinizde..

Ama yalnızca içimizde..

Elden ne gelirdi ki..

Elimizden hiçbirşeyin gelmediği o koyu vakitler..

Gider bir karanlığa sığınır içimi acıtan o siyahi cümleleri çıkarıp

bir bir kuyuya atardım..

Çok eski ve de çok derin bir kuyuydu bu..

Bildiğim ceddimden daha eski..

Eğildiğimde kuyuya,iniltiler gelirdi ordan..

Soylu atların ayak-sesleri..

Bilmediğim garip kadınların peçeli yüzleri..

Sonra o kır-sakallı adam..

Ne işi vardı ki kuyuda..

Her yerde çıkmasa karşıma olmaz mıydı.

İlla ki bakışları..

Kurşun gibi saplanırdı kalbime..kurşun gibi..

göğsüme,geçmişime ve düşlerime..

O benim yalnızlığım mıydı yoksa..

Hep kaçıp kurtulmak istediğim..

Ama her kavşakta yakalandığım..

Belki yıllar sonraki ben..

Hayatın çetin fırtınalarının

Saçlarımı sakallarımı ve rüyalarımı beyaza boyadığı ben..geleceğim..

Ve sorguçlar..iplerin boynumdaki izi..

Sahi neden hep yargılanan ben olurdum ki..

Gizli bir vebal gibi taşıdığım ruhum..

Sessiz olun..sessiz…

Çıkarmalıyım bu libası..soyunmalıyım şimdi..

Bugün gördüğüm o adam..ruhunun olmadığını söyleyip durdu..

Üstelik şeytanı taşlıyanları  tuhaf mimiklerle şaşkın bir biçimde izledi..

Sonra ruhum!sevgili ruhum..

Hey vücut-evimin saklı seyyalesi..

Neden gocundun ki  bundan..

O kır-sakal uzaktan gülümsedi tüm bunlardan sonra..

Bir ışık gördüm.gittim..yoktu…

Sonra boşverdim sorguçları,o adamı,o kuyuyu dünyayı ve seni…

                                                  1.1.2007/02:30/Arapzade/Bursa

7/2/2007

doğmamış oğluma..

 Issız bir geceden aydın bir sabaha yürüdüm,

upuzun söyleşip durdum seninle oğul..

sen durmadan gülümsedin bana o göklerdeki yerinden..

arada bir el salladın..baba baba diye bağırdın ordan.

oğul,oğlum dedim içimden..özlemin dayanılmaz bir hal oluyor bazen..

arada bir çocuk parklarına gidiyorum..seni hayal ediyorum..salıncakta sallanışını,kaykayda kayışını çığlıklarla..ve gülümseyişini..

o ipek saçlarını okşayışımı,minik küçük ellerinden tutuşumu hayal ediyorum..

     Yine hazana erdi bu dünyada günler..güneş ısıtmıyor artık yaz-günlerindeki gibi..çiçekler kuruyalı çok oldu..kapımdan geçen ırmak hala kuru..artık üşüyorum geceleri..akşam olunca kapıyorum kapıları,sıkı sıkı da giyiniyorum.gözlerimi tavana dikip başlıyorum senli düşlere dalmaya,hep bahar günlerinde düşlüyorum seni..bir kırda koynumuzda sevinçlerle birbirimize koşuşumuzu..papatyadan bir dünyada yüzümüze değen ışıkla,o pastoral umut günlerine elele yürüyüşümüzü....eminim mutlusundur orda..cennet buraklarına binip geziyorsundur diyar diyar..göğü en mavi yurtlarda uçuruyorsun allı pullu uçurtmanı.sözün ve bakışların çiçek olduğu bir yerde dalgaları iyiye vuran denizlerde yüzdürüyorsun gemilerini..

ne doğa feleketleri,ne beşer kehanetleri ilgilendirmiyordur eminimki seni..iyice kirlendi artık dünya.iyi ve güzel olan herşeyi yağmalayan bir ejderhanın türediğinden bahsediyor haber-bültenleri..bir bombardıman sonrası dumanların yükseldiği yıkık bir şehir gibi,bu dünya..tükettikçe tükendiğinden bi-haber bir neslin hayat sürdüğü bir yer artık burası.gün geçtikçe daha bir batıyoruz bu bataklığa..seni böylesi bir çağ bataklığına açmış bir lotus-çiçeğinin talihsiz yalnızlığına çağırmak gelmiyor içimden..bir tarafımda sensiz geçen günlerde her gün daha da azalacağımı,yeryüzünde yokluğunun boşluğunun gittikçe çoğalacağını söylüyor..

    iyice tenhalaştı kasaba.aradabir sahile iniyorum.kıyıda hep yalnız insanlar.çoğu yaşlı..ya kaybettikleri eşleri,veye yitirdikleri gençlik günlerini arıyorlar besbelli..seviyorum onları..herbiri yürüyen bir çınar..yüzlerinde derin yolculukların heyecanlı serüvenlerin izleri var herbirinin.aradabir uzakkıylara esrarlı bakışlarla bakıyorlar,bu dünyadaki son limandan öte-dünyaya bakar gibi.aradaki fark şu ki o merak edilen uzak-kıyılara gidince gelinen yerden çokda farklı olmadığını anlıyor insan..

     Bir bilsen nasıl özlüyorum seni..akşama kadar uyumuşum bugün bir ölü gibi..kalktığımda içimde bastıramadığım bir isyan..sözcükler boğazımda düğüm düğüm.nasıl acıkmış nasıl üşümüş nasıl sensemişim bilemezsin..karnım açtı ama hiç yemek yiyesim yoktu..canım çekmiyor işte..bir gün iki gün yemek aklıma gelmiyor bazen,seni çok özlediğim vakitlerde..ruhu açken karın doygunluğu hatırlamıyor bile insan..yüzyıldır konuşmuyorum sanki..yüzyıldır dilimde sanki sensizliğin kemendi..yüzyıldır karanlık ve insansız bir yeryüzünde yürüyorum sanki..

     Rüyamda seni gördüm geçen gece..saçların ne yumuşak gözlerin nasıl parıltlıydı..ellerin hiç bırakmak istemiyordu ellerimi..bana baba diyordun ya..içim çalkalanıyordu..oğlum diyordum bende..

oğul ne güzel bir duygudur bu oğul deyiş..tüm babalar hisseder mi ki bunu..bir ara bir tabanca aldın eline..bum bum dedin..babalar vurulmaz ki a oğul..babalar vurulursa kim bakar çocuklarına..kim ekmek getirir..kim sever seni oğlum diye..dedim..sonra uyanmışım...terlemişimde şefkatten..

seni çok özledim oğul..kendine iyi bak..sıkı giyin üşütürsün..ve acele etme buralara gelmek için..

nasıl olsa bir gün gelip alacağım seni..gözlerinden öperim...13.Ekim 2005/Kumla/Gemlik/BURSA

27/11/2006

nereye gitsem seni özlüyorum...

nereye gitsem seni özlüyorum...
hep yollara çıkma arzusu..
ayaklarımda binyılların tozu..
dilimde tenha sözlerle..bir başıma..
toplayıp bavullarımı gitmek o an olduğum her yerden ..
uzaklara..kendimin bile uzağına...
içimdeki sancının beni sürüklediği yerlere..
varlığının tüm ihtimallerine..gitmek..gitmek istiyor ruhum..
ihtimal..taksimde sin..yürüyorsun..
lapa lapa yağan kar papatya olup düşüyordur saçlarına..
üşüyorsundur da...
kötü bir lodos kesiyordur nefesini......
ama sen aldırmıyorsun bunlara..yürüyorsun yine de..
ihtimal: altıparmak taki sinemalardan birindesin..
gittiğin filmde taze bir aşkın trgedyayla sonlanışı var...
terkedende hemcinsin galiba..
ihtimal; trabzon da yoksul bir balıkçının kızısın...
dalgın yüzüşlerin,sazan aldanmışlıkların takıldığı ağları dikiyorsundur her gün..evinin hiçbir köşesinde akvaryumda yoktur...ihtimal..
ihtimal güneydoğuda bir köyde kerpiç bir evdesin..çeyiz işliyorsun..babanın sana uygun bulduğu birine..
ihtimal....belki hiç rastamayacağım sana...ne bir cami avlusunda,ne de mağribte adaklar adanan bir yatırda..
beni hep elinde bavullar ve dilimde sana ait sözlerle hatırlıyorlar..ne zaman ayaklarıma inen yorgunluk adımlarımı yavaşlatsa bir kuytuya atıyorum kendimi..geride:
-dur nereye gidiyorsun daha çayını bitirmedin-diyen hancının o yorgun sesi..
bilmiyor ki o çayı tam-lasam kalkıp gidecek aşkın o mavi otobüsü...ne varsa biriktirdiğim alıp götürecek cümlesini...geride gidecek bir ülkesi kalmamış yurtsuz bir adam kalacak yolların ortasında..
bilmiyorlar ki o çayı yudumlasam bir daha değmeyecek gözlerine gözlerim..
aşk küsüp gidecek,
aşk; sonsuza dek lanetleyecek beni..
gecikmişliğin bedeline aşk sallanacak ömrümün darağacında.
bilmiyorlar ki o çayı sonuna kadar yudumlasam..sonsuza dek içim susayacak..sonsuza dek cehennemsi bir kavrulmuşluk yakacak içimi..gecelerde ve yalnız...bir münzevi gibi yaşamak düşecek omzuma,binbir acıyla karalı yazgıma...
sonra gidiyorum yeniden..nereye gitsem seni özlüyorum yeniden..sana dair eski bir üşümüşlük sokuluyor içime..yeniden..
yollara vuruyorum kendimi..tanımadık öykülere..
bilmedik yurtlara..
avcumda cançekişen o kalbin..
dilimde dualar..bitmeyen yalvarışlar; Rabb'e..yaşatması için....
nasıl istiyorum bunu...çünkü çok duracak kalpler gördüm ben..bir ambulans kabinindeki monitörde..atımlarıyla aşklarının şiirlerini yazan kalpler..sonunda düz bir çizgi...ve ex....şiirini sürdürenler de oldu...ebed ebed diye attı kimisi..öykülerde anlattı birkaçı....şiirleri sürüp gitti bir ömür kimilerininki..
sende bana ait bişey var..beni çeken beni ihya eden bişey..sanki yaşarsan dirilecek içimin ölmüş hisleri..çoğalacak ırmaklarım..
çünki kalbin iyiliğin kalbi..ve şifa pompalıyor kainatın kalbine..yeryüzündeki tüm yaraları sağaltacak kanı pompalıyor insanlığın damarlarına..
sen gelirsen iyileşek kötürümleri kentlerin..
sen gelirsen görecek gözleri tüm körlerin..
işitecek yeniden hayatı sağır bir gecede yürümek- san-mışlar..
çünki adın kurtuluştur senin...adın beşiri, bahar günlerinin...
adın bende yeşerişi ümitlerin..yaşarsan zulüm olmayacak sanki bir daha yeryüzünde
yaşarsan,açlıktan ölmeyecek dünyada hiçkimse..
bunalımlar depresyonlar..toplu ölümler..olmayacak sanki hiçbiryerde..
dirilişin ve zaferin muştusu duyulacak her yerden....
adın kapkaranlık bir gecenin sabahı...
adın insanlığa dair yücelişlerde
adın bir tanvaktinde
beyazlar içinde...
adın,(Z) erafetin
ve (E) rdemin
bir (T) anvakti
(T) ezahürüdür bende..25 şubat 2005

19/11/2006

zamansız doruklara..

o da üşüyordur senin gibi..
bi ağustos gecesinde zangır zangır..
kilitlenmiştir çenesi.
bi şey söyleyecektir..
seni görse..
duyacağını bilse..
bişey..
kalbinin Yedinci odasında yıllardır sakladığı..
bir umut cümlesi..
yıllardır o sözle tutunmuş,
onunla avutmuş,
aşk aşk diye durmadan çarpıp duran..
durmadan onu sarsan kalbini..
görsen nasıl içlidir..
nasıl sevgiliye dairdir sözleri..
bazı zamanlar küçük bir çocuğa,
yavru bir balığa anlatır sensizliğin içine saldığı sisleri..
ama neden o sisler hiç dağılmazz.
ve neden o çocuklar uyku nedir bilmezler hiç..
buğulanmış gözlerin ardından baktığı o çelişkiler yumağı hayat
senin adını andığı anlarda
nasıl ansızın berrak ve ümit ışıklarıyla dolu görkemli bir hayata dönüşüverir..
söyle nasıl..
seni düşlerinde gördüğü bazı gecelerden sonra
susmuş bir rahip gibi,
sessizce okuduğu dualardan başka hiç bi söz duyulmamış bi derviş gibi.
açlık grevinde müebbete mahkum
susmaya yemin etmiş bi komunist gibi..
-günlerce sus-pus..günlerce sessiz dolaşıp durmuştur..yeryüzünde.
sensizliğin derin yokluğunda boğulmak bu olsa gerektir....
boğulmak..
binaların..insanların..kamyonların
üstüne üstüne geldiğini hissetmek..
o nun olmadığı bi dünyada yaşamın anlaşılabilir bi nedeninin kalmadığını..
aldığın her oksijen zerresinin ciğerlerine bir iğne olup saplandığını..
ve saplanan her iğneyle beraber dilinden dökülen tüm feryatların adınla başladığını..
ve adınla bittiğini yaşamaktır,boğulmak..
biliyor musun..
ciğerlerim böyle milyonlarca iğneciklerle dolu BENİM..
ve her nefes alışımda daha derinime gömüldüklerini hissetmekteyim; sensiz bir dünya düşündüğüm anlarda..
hani demişsin ya..
o özlediğim seslerin sessizliiği.
o suskun zamanlarım..
gelir mi diyorsun..
bu ihtimaldir bizi aşkın o gotik gölgelerinde
umutlu bekleyişlere muntazır kılan..
bu ihtimal..
bizi her gün eritip tüketen
bu azalmak bilmez sancıyla yaşamaya alışkın kılan..
yoksa ne kalır ki geriye
pörsümüş düşlerden,
ne beklediğini bilmeden bekleyen kör bekleyişlerden,
sarı izmiritlerden başka..
ne kalır..
oysa uzaklara gitmeyi isterdim ben,seninle..
herkesin varılmaz sandığı o eşsiz doruklara..
zamanın olmadığı..
çığlıkların sustuğu
kuşların hiç ölmediği yurtlara...
böyle bi yurt var mı diye sorma bana..
bunun cevabını biliyorsun sen de..
şimdi çevir gözlerini ve bak içine..
henüz açmış bir papatya
bulacaksın; içindeki o güzel bahçede..
tebessüm et şimdi; aşka
ve ilk kez gülümsüyormuş gibi gülümsee... 26 agustos/bursa